Hayat beni burada sanıyor. Bir şiirin ilk harfiyim oysa. Onca sesin içinde sokağın çağrısını da duyuyorum ara sıra. Sonra, rüzgarın geçerken camlarda bıraktığı o sesi. Bana yüzünü dönen her harfi üşenmeden işaretliyorum alfabeme. Geçerken baktığım aynalar bir gülümsemeyi hatırlatıyorlar daha çok.
Benim, suya düşen her gölgede büyüyen çocuk. Benim, defterine yazdığı masalı her gece kuşlara anlatan hayta. Benim, yağmurun öyküsünü şaşırmadan sabaha taşıyan hıçkırık.
Sulu boya resim gibi günden güne genişleyen ferahlık.
“Hayır” demis¸ c¸ocuk. “Ben u¨lke u¨lke dolas¸ıp bu du¨nyada c¸ikolata yemeyen c¸ocuk kalmayana kadar c¸ikolata dagˆıtacagˆım. Bu agˆac¸ bana bunun ic¸in verilmis¸ olmalı.”
O gu¨n bugu¨ndu¨r bizim ufaklık kapı kapı dola- s¸ıp zengin fakir demeden c¸ikolata dagˆıtır. Bir gu¨n sizin kapınıza da gelirse sakın s¸as¸ırmayın.
Dayı olmak isteyen bir ayı şehre inerse ne olur? Bir manav çırağı kendini meyveler diyarındaki tartışmanın ortasında bulursa ne yapar? Uçan balonlar nereye uçar? Bir cücenin en mutlu olduğu yer neresidir? Siz hiç yazdıklarından sıkılan bir kral gördünüz mü? Balıkçının kızı gaz lambasının ışığında kiminle konuşuyor acaba? Belki de bu soruların cevabı beyaz trenin makinist dedesinin torunlarına uydurduğu masallarda saklıdır.
Yorum Bırakınız “Zamanın Kuşları”